Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, katıldığı bir televizyon programında uluslararası sistemde yaşanan dönüşümü değerlendirerek, dünyanın eski uluslararası düzenin çöktüğü ve yeni bir güç mücadelesinin şekillendiği bir döneme girdiğini söyledi.
Daha önce katıldığı programlarda da dünya düzeninin değişmekte olduğuna dikkat çektiklerini hatırlatan Özersay, bugün yaşanan gelişmelerin bu dönüşümün bir parçası olduğunu ifade etti.
Özersay, geçmişte benzer krizlerin yaşanması durumunda Birleşmiş Milletler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve diğer uluslararası kurumların devreye girerek arabuluculuk yapabileceğini belirterek, “Eski dünya düzeni devam ediyor olsaydı Birleşmiş Milletler devreye girer, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı inceleme yapar, BM Genel Sekreterliği inisiyatif alırdı. Konu en azından Güvenlik Konseyi’nde tartışılırdı. Ancak bugün bu mekanizmaların büyük ölçüde devre dışı kaldığını görüyoruz” dedi.
Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaşta Birleşmiş Milletler’in etkili bir rol oynayamadığını söyleyen Özersay, Filistin’de yaşanan ağır insan hakları ihlalleri karşısında da uluslararası sistemin etkisiz kaldığını ifade etti.
ABD’nin son yıllarda uluslararası örgütlerle ilişkilerinde önemli değişiklikler yaptığını belirten Özersay, Washington yönetiminin birçok uluslararası anlaşmadan ve kurumdan çekildiğini hatırlattı. Dünya Sağlık Örgütü’nden ayrılma kararı ve NATO içinde yaşanan tartışmaların bu yaklaşımın göstergesi olduğunu dile getiren Özersay, ittifak sistemlerinin de ciddi biçimde sarsıldığını söyledi.
İran’a yönelik müdahale tartışmalarına da değinen Özersay, bu müdahalenin gerekçeleri arasında İran’ın nükleer programının gösterildiğini ancak bu konuda ciddi soru işaretleri bulunduğunu ifade etti.
İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile denetim ilişkisi bulunduğunu hatırlatan Özersay, İsrail’in ise böyle bir anlaşmaya taraf olmadığını ve nükleer silahlara sahip olmasına rağmen uluslararası denetimi kabul etmediğini söyledi.
Irak’ın işgali sırasında da “kitle imha silahları” gerekçesinin kullanıldığını ancak yıllar sonra bu iddiaların doğru olmadığının kabul edildiğini hatırlatan Özersay, bu tür gerekçelerin uluslararası siyasette zaman zaman farklı amaçlarla kullanılabildiğini ifade etti.
Özersay’a göre yaşanan gelişmelerin arkasında sadece bölgesel güvenlik kaygıları değil, aynı zamanda küresel güç rekabeti bulunuyor. ABD ile Çin arasında giderek derinleşen stratejik rekabetin uluslararası siyasetin en önemli belirleyici unsurlarından biri haline geldiğini belirten Özersay, özellikle enerji kaynakları ve ticaret yolları üzerindeki mücadeleye dikkat çekti.
Venezuela ve İran gibi enerji üreticisi ülkelerin Çin’e petrol tedarik etmesinin de bu rekabet bağlamında önem taşıdığını ifade eden Özersay, ABD’nin bu kaynak akışını sınırlamaya yönelik hamleler yaptığını savundu.
Panama Kanalı, Grönland ve enerji kaynakları etrafındaki tartışmaların da bu küresel rekabetin parçası olduğunu dile getiren Özersay, ABD’nin stratejik belgelerinde Çin’in temel rakip olarak tanımlandığını hatırlattı.
Uluslararası sistemde yaşanan bu dönüşümün ittifak ilişkilerini de etkilediğini belirten Özersay, bazı krizlerde NATO’nun devreye sokulmadığını ve Avrupa ülkelerinin giderek kendi savunma kapasitelerini artırmaya yöneldiğini söyledi.
Kıbrıs meselesine de değinen Özersay, mevcut uluslararası konjonktürde Birleşmiş Milletler öncülüğünde kapsamlı bir çözüm beklentisinin gerçekçi olmadığını ifade etti.
Kıbrıs’ta kalıcı bir çözümün ancak uluslararası aktörlerin çıkarlarının örtüşmesi halinde mümkün olabileceğini dile getiren Özersay, “Kıbrıs’ta çözüm yalnızca Kıbrıslı Türkler ve Rumlar isterse gerçekleşmez. Uluslararası aktörlerin çıkarları örtüştüğünde çözüm ortaya çıkar” dedi.
Türkiye’nin bölgede attığı bazı güvenlik adımlarına da değinen Özersay, Türk savaş uçaklarının adaya konuşlandırılmasının karşı tarafın fiili durum yaratmasını önlemeye yönelik bir hamle olduğunu söyledi.
İç politikaya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özersay, mevcut hükümetin erken seçimden kaçındığını ileri sürerek bunun temel nedeninin seçimlerde ağır bir yenilgi yaşama endişesi olduğunu savundu.
Halkın Partisi’nin son yıllarda özellikle yolsuzlukla mücadele konusunda güçlü bir duruş sergilediğini belirten Özersay, toplumda temiz siyaset talebinin giderek arttığını ifade etti. Özersay, partinin giderek güçlendiğini ve önümüzdeki dönemde daha geniş bir destek bulacağına inandığını söyledi.

