HP GENEL BAŞKANI KUDRET ÖZERSAY: TUTARLI OLMAK AÇISINDAN GÜNEY’DEN PASAPORT ALMAYI UYGUN GÖRMEDİM AMA ALAN VATANDAŞLARI DA YADIRGAMAM

HP GENEL BAŞKANI KUDRET ÖZERSAY: TUTARLI OLMAK AÇISINDAN GÜNEY’DEN PASAPORT ALMAYI UYGUN GÖRMEDİM AMA ALAN VATANDAŞLARI DA YADIRGAMAM

 

“TUTARLI OLMAK AÇISINDAN GÜNEY’DEN PASAPORT ALMAYI UYGUN GÖRMEDİM AMA ALAN VATANDAŞLARI DA YADIRGAMAM”

 

Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, 97 bin Kıbrıslı Türk’ün Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı ve pasaportu olmasını yadırgamadığını ya da yanlış bulmadığını ancak kendisinin Güney’den pasaport, kimlik ya da doğum belgesinin bulunmadığını, buna hiç başvurmadığını dile getirdi. Telefon bağlantısıyla katıldığı yayında konuya ilişkin soruları yanıtlayan Özersay, Güney’de yürürlükte bulunan yasa çerçevesinde böyle bir hakkı olmasına rağmen vatandaşlık almayı neden uygun görmediğini şu sözlerle anlattı: “Rumlarla yapılan müzakerelerde uzun yıllar ülkemizi temsil ettim. Müzakere masasında Kıbrıslı Türkleri temsil edip Rumların karşısında oturup ‘Yasal devlet değilsiniz, bizi temsil etmiyorsunuz’ deyip resmi bir görevli olarak yasallığını inkar ettiğim devletin, yönetimin pasaportunun cebimde olmasını uygun görmedim. Görevde olduğumda dünyanın herhangi bir yerine seyahat ederken diplomatik pasaportla, görevde olmadığımda da vize alarak KKTC pasaportuyla seyahat ediyorum.”

 

“VATANDAŞLARIMIZIN KIBRIS CUMHURİYETİ KİMLİĞİ, PASAPORTU ALMASI YANLIŞ DEĞİLDİR” 

 

Vatandaşlarımız açısından böyle bir pasaportun veya kimliğin alınmasını yanlış bulmadığını anlatan Özersay, “Biz bir devlet miyiz? Evet. Türkiye haricinde dünya, devlet olduğumuzu kabul ediyor, yasalarımız çerçevesinde seçimlerimiz olduğunu biliyorlar, seçilmiş olan cumhurbaşkanını Kıbrıs Türk lideri olarak muhatap kabul ediyorlar ama devlet olarak bizi tanımıyorlar. Mademki biz bir devletiz, başka ülkelerde olduğu gibi bu devletin vatandaşlarının KKTC dışında vatandaşlığının olması yanlış değildir. Dünyanın pek çok ülkesinde ikiden fazla vatandaşlığı bulunan insan var. KKTC vatandaşlarının bir kısmı aynı zamanda Türkiye vatandaşıdır, çift uyrukludur. 1960’dan kaynaklanan Güney’den vatandaşlık alma hakkını kullanıp oranın vatandaşlığına da sahip olabilirler. Hatta bir kısmı İngiliz üslerinde doğmuş olduğu veya aileleri İngiltere’de yaşadığı için İngiltere vatandaşlığı taşıyanlar da var. Geçmişte yaptığım görevler nedeniyle ben vatandaşlık almayı doğru bulmadım ama vatandaşlarımızın almasını sakıncalı görmem; bu bir çifte vatandaşlık durumudur. Bunun imkanlarından da yararlanabilirler. Bu dünyanın başka coğrafyalarında da vardır. 2003 yılında geçiş kapılarının açılmasından sonra, özellikle İngiltere’de veya AB ülkelerindeki üniversitelerde okuyan Kıbrıslı Türk öğrencilerin aileleri, AB vatandaşları gibi daha az harç ödeyebilmek için bu vatandaşlığı aldılar.” diye konuştu. 

 

“RUM TARAFINDAN VATANDAŞLIK ALMAYI SİYASİ BİR TERCİH OLARAK GÖRMEK DOĞRU DEĞİLDİR”

 

Bu vatandaşlığı almayı siyasi bir tercih gibi görmenin veya göstermenin doğru olmadığının altını çizen Kudret Özersay, bu şekilde yorumlamanın insanımıza haksızlık olacağını belirtti. Hem seyahat kolaylığı sağlaması anlamında hem de özellikle gençlerin yurtdışında eğitim görebilmesi için bu vatandaşlık alınıyor. Bunu siyasi bir tercih olarak görmem. Kaldı ki, devletler arası ilişkilerde bir bireyin bir devletten vatandaşlık veya resmi evrak alması, o devleti uluslararası hukuk anlamında ‘tanıma’ ilişkisi doğurmaz. Tanıma-tanımama ilişkisi devletler arası bir konudur. Kaldı ki Kıbrıslı Rumlar da KKTC’den ikamete dair veya muhtarlıklardan bazı belgeler alabilirler. Bugün itibariyle basına düşen bazı belgeler bağlamında Cumhurbaşkanı Tatar’ın Güney’den pasaport sahibi olması tartışmasına girmek istemiyorum ama herkesin kendine göre bir siyasi duruşu vardır. Başka siyasiler Güney’den kimlik, pasaport aldılar mı? Bu ülkenin Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi, müzakerecisi olmuş biri olarak kendi iç tutarlılığım bakımından böyle bir belgeyi almayı doğru bulmadım. Hayatımı böyle sürdürmeyi tercih ettim.”  

 

“GÜVENLİK KONSEYİ’NDEN ADALET BEKLEMEK ÖLÜ GÖZÜNDEN YAŞ BEKLEMEYE BENZER”

 

“Kıbrıs Rum Lideri, eğer seçimlerden önce Kıbrıs Türk tarafıyla kavga ettiği zaman partisi DİSİ’nin daha fazla oy alacağını düşünüyorsa, ki görünen odur, o zaman Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs Türk tarafına bakışını da gösteren bir durumdur. Kıbrıs Türk tarafıyla iyi geçinmek Rum tarafında siyaseten işe yaramıyorsa, Kıbrıs’ta çözümü konuşulurken bunu kimse göz ardı etmemelidir” diyen Özersay, iyi taraf görünme çabasının çok fazla bir şey kazandırmadığını söyledi. Bugüne kadar kimsenin “Çözümden yana tavır koyalım, bu bizi tanınmaya götürecek” demediğini anlatan HP Lideri, “Cenevre’de ortaya koyulan öneriler ve ilk maddeki ön şart ile tanınacağımızı düşünen varsa o da kendi kendini kandırmış olur.” dedi. Kıbrıs Türkü’nün uluslararası politika bağlamında adaletsizliğin sembolü haline gelmiş olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden adalet bekler konuma sokulmasının yanlış olduğuna işaret eden Özersay şöyle konuştu: “Halkın Partisi uzun yıllardır ‘üçüncü yol’ olarak iki devletin iş birliğini öneriyordu. Bu bir ara formüldür, bir yerden başlamaktır. Önerimiz; Avrupa Birliği’nde olduğu gibi iş birliği ile başlayıp nasıl ilerleyeceğini zamana ve şartlara bırakmaktır. Bizim dediğimize gelerek, biraz kopyalayarak Cenevre’de masaya götürdüler ama maalesef başa koydukları o ön şartla BM Güvenlik Konseyi’nden adalet talep etmeye kalktılar. Güvenlik Konseyi tarafların statüsünü eşitleyecek karar almaz. Bu gerçeği bildiğimiz halde talep etmemiz, ölü gözünden yaş beklemeye benzer. Kıbrıs Türkü’nün çözümden önce de eşitlik talebi haklıdır. En az Rumlar kadar devlet sahibi olma hakkı doğru bir söylemdir ama bunu BM Güvenlik Konseyi’nden talep etmek doğru değildir. Biz federasyon dışında bir modeli müzakere masasına getirme şansını elde etmişken, kendi getirdiğimiz öneriye ön şart koymuş olduk. Rum tarafı bugün Halkın Partisi’nin deyişiyle üçüncü yolu yani iş birliğini bugün görüşmeye hazırım dese, ilk madde nedeniyle görüşemezsiniz. Çünkü öncelikle Güvenlik Konseyi’nin tanıması şartı konulmuştur. Bu gözden geçirilmelidir, değilse federasyon dışında bir modeli masaya getirme fırsatını kendi elimizle imha etmiş oluruz.”